messi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
messi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2014 Pazartesi

Ah O Eksik Şarkılar...

Üniversite yıllarımda derslerimi onaylaması gereken danışmanımla tartışıyorduk. Benim yaşlarımda olmasına rağmen öğrenimi boyunca hiç zaman kaybetmediği için ortalamasının da katkısıyla asistanlık kadrosu almış olan danışmanım, standart dışı öğrencisinin ders seçme sürecini anlamakta zorlanıyordu. Sürekli sorular soruyor ve her sorusunun cevabını ilgili dilekçeyi de göstererek veriyordum. Epey sonra benden durumu araştırmak için bir gün istemesi ve uçağımı kaçırmamak için artık havaalanına yola koyulma zorunluluğum sabrımın son demlerini taşırdı. Masasına sertçe vurarak “Ben bu okulda üç dünya kupası izledim, imzala şunu” diye bağırınca kadıncağız kıdemimin etkisiyle sorgu ve suali bırakıp yapması gerekeni yapmıştı. Çünkü herkes gibi o da biliyordu, Dünya Kupası dört yılda bir oynanır...

Kendi ligimizde, takımımızın maçlarıyla oyalanırız. Araya giren Avrupa Şampiyonası aslında Dünya Kupası için bir provadır. Şampiyonlar Ligi, derbi maçları, Almanya, İngiltere, İspanya Ligleri hep ana yemek öncesi aperatiflerdir. Asıl ziyafet dört yılda bir olur.

Bütün yetenekli futbolcuları toparlayan açgözlü büyük kulüpler burada yoktur. Kartlar adeta yeniden dağıtılır. Messi ile Iniesta’nın rakip, Dani Alves ve Marcelo’nun da takım arkadaşı olması sadece Dünya Kupası’nda mümkündür. Futbolcuları bazen de izlemeye alışkın olduğumuzun dışında pozisyonlarda izleriz. Defansif özellikleriyle tanıdığımız orta saha oyuncusu ülkesinin mütevazı takımının oyun kurucusu olarak bize fark etmediğimiz yeteneklerini sergileyebilir. Statlarımızın çimlerinde zaman geçirmiş ve geçiren futbolcuları izlemek de hem keyiftir hem de orada olamamanın avuntusu.

Maradona mı Messi mi sorusunun cevabı da Dünya Kupası içinde saklıdır. Diego’nun kulüp düzeyinde kazandığı başarılar 1990’da Napoli’deki İtalya – Arjantin eşleşmesinde, Napolilerin maça Arjantin bayraklarıyla gitmesini sağlayacak kadar büyüktür. Futbolun asi çocuğunu benim jenerasyonumun gözünde daha iyi yapan neden sadece ezber bozan kişiliği ya da Che Guevara hayranlığı değil kulüp düzeyindeki başarılarının üzerine Dünya Kupası da eklemesidir. Kaldı ki futbolu bıraktıktan sonra tekrar çağrıldığı 1994’de doping aldığı için diskalifiye edilmesi futbol tanrılarını kızdırmış ve Dünya Kupası tarihinin tek golsüz finali Amerika’da olmuştur.

Dünya Kupası dört yılda bir olur. Her şey bir ay içerisinde başlar biter. O yüzden her maç, her an değerlidir. Oyuncular maçın her saniyesinde ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar. Teknik direktörler hata yapmamaya çalışırlar. Zira hataların telafisi için dört yıl beklemek gerekecektir ve hata yapanın dört yıl sonra yine Dünya Kupası'nda olacağının da garantisi yoktur.

2010 Güney Afrika’da vuvuzela sesleri birçoğumuzun seyir keyfine limon sıkmıştı. Sesi açınca vuvuzela uğultusu dayanılmaz hale gelirken, sessiz maç izleyince de bir şeyler eksik kalıyordu. Ligimizin yayıncı kuruluşunun iktidar yanlısı refleksleri ve TFF’nin kararları sayesinde tribün sesleri olmadan maç izlemeye oldukça alıştığımız bir sezonu geride bıraktık. Dolayısıyla Brezilya’da seyir zevkimizin zedelenmesi oldukça zor. Sadece ülke genelindeki protestolar... Aklım ve mantığım Dünya Kupası yapılmasını protesto edenlerle olsa da ilk başlama vuruşu heyecanımın önüne hiç bir şey geçemiyor. Çünkü Dünya Kupası, sevdiğin grubun best of albümü gibidir. Favori bir kaç şarkın dışarıda kalsa da bıkmadan dinlersin. Ama işte ah o eksik şarkılar...

23 Ocak 2014 Perşembe

Endüstriye Karşı Futbol

Seksenlerde çocuk olanlara “Maradona mı Messi mi?” diye sorarsanız “Maradona” cevabı alırsınız. Maradona’nın büyüklüğü sadece ülkesine dünya kupası kazandırdığı için değildir. 1990 dünya kupası yarı final maçında Arjantin, ev sahibi İtalya’yla eşleşir ve ne tesadüftür ki maç Napoli’de oynanır. Maradona’nın İtalya’nın güneyinde bıraktığı iz o kadar derindir ki Napoli halkı o maçta Arjantin milli takımını destekler. Maradona’nın endüstriyel futbol gerçeklerini reddedip Napoli’yi seçmesinin karşılığı ezber bozan başka bir hikâyedir artık. Çocukluğu futbolun endüstriyelleşmeye başladığı yıllarda geçenler, paradan ve başarıdan fazlasına sahip futbol hikâyelerinin peşindedirler.
Galatasaray’ın UEFA Kupası başarısı, Fatih Terim – Mehmet Ağar ilişkileri ya da Star Gazetesi’nin “Two Size” başlığını kenara koyduğumuzda Endüstriyel Futbol karşısında alınmış zaferdir ve o yüzden futbol romantikleri için değerlidir. UEFA başarısının ardından Galatasaray’ın içine düştüğü sıkıntılar ise endüstriyel futbolun intikamı niteliğindedir.
İddiaya göre Sergen Yalçın’ın Londra’daki Chelsea maçı öncesi İngiliz bahis firmalarının Beşiktaş galibiyetine 1’e 7 oran verdiğini görür. Beşiktaş galibiyetine 5 Bin sterlin yatıran Sergen, maçta 2 gol atarak İngiliz devini tek başına çökertir. Gerçekliğini bilemeyeceğimiz onlarca hikâyesi var yerli George Best’imizin. Dünyanın en iyisi olma seçeneğine sahip olup onu reddetmektir Sergen… Hayat gibi, hepimiz gibi kendi zaaflarının peşine düşmüştür. O yüzden unutulmazdır.
Rüştü’yü futbolumuzun 1 numarası yapan, onu Barcelona’nın kalesine kadar götüren performansı değil, 5 Mart 2010’da Denizlispor - Beşiktaş maçında aut kararı veren hakemi uyarıp topun kendisinden çıktığını söylemesidir.
14 Mayıs 2006’daki Denizlispor – Fenerbahçe maçını izleyen Denizlili Fenerbahçe taraftarının “Fener şampiyon olsun istiyorum ama Denizli de düşmesin” derken gözlerindeki birbirine geçmiş duygular tüm kupalardan daha anlamlıdır.
Bursaspor’un şampiyon kadrosunda milli takıma seçilen oyuncuları bir adım öne çıkartıp “şimdi takım arkadaşlarınızı alkışlıyorsunuz, çünkü milli takıma onlar sayesinde seçildiniz” diyen Ertuğrul Sağlam’dır futbolu sevdiren.
Eskişehir’e giderken “Wellcome to Hell / Cehenneme Hoş Geldiniz” karşılaması beklerken şehrin kendilerini bağırlarına bastığını gören St Johnstone takımının deplasman formalarını siyah kırmızı yapmasıdır futbol.
Birbirine iyice düşman edilen taraftarların “Gezi” paydasında buluşup İstanbul United’ı adı altında kol kola ve rengârenk dolaşmasıdır futbolu sevdiren.

1978 yılından beri Gençlerbirliği Kulübünün başkanlığını yapan, futbolumuzun en uzun soluklu aktörü İlhan Cavcav’ın anılarında gezinme şansımız olsa son 35 yılda şampiyon olmuş takımların kupa uğruna neler yaptıklarını görürüz. Bu bağlamda diğer oligarşik takımların Fenerbehçe’den daha temiz olduğunu söylemek, 55 yıllık lig tarihimizin tüm günahlarını Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’ye yüklemek doğru olmaz. 3 Temmuz sürecinin ardından, çocukluğu 12 Eylül darbesinin hemen sonrasına denk gelen futbol romantikleri, şike ya da teşvik hikâyelerinin değil Fenerbahçelilerin gösterdiği birlik ve beraberlik hikâyesinin peşindedir. Yargıtay’ın onama kararının ardından neler olacak bilinmez ama papazın çayırında daha çok “Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe yıkılmaz” şarkıları dinleyeceğiz, yayıncı kuruluş sesi kısacak ve “Şeytan” Fenerbahçelinin daniskası Başbakan'ı savunmaya devam edecek…