29 Kasım 2017 Çarşamba

Bir Eskişehir Masalı...


Eskişehirspor’un sahipsiz kalması, kulübün kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olması, borçları, muhtemel puan silme cezaları zaman zaman ulusal ve sosyal medyada yer aldığı için futbolla iyi kötü ilişkisi olan herkes Es-Es’in zor günler geçirdiğinden haberdardır. Kamuoyunun bihaber olduğu ise Eskişehirspor taraftarı ile futbolcularının el ele yazmakta olduğu peri masalı… Anadolu’nun tam ortasında endüstriyel futbolun ezberlerini bozacak şeyler oluyor. Her futbolseverin gidip yerinde görmesi gereken, anlata anlata tüm dünyaya duyurulması gereken şeyler...

Eskişehir’de neler olduğunu anlatmaya Antalya’daki play off finalinden başlamak gerek. Tüm Eskişehir, maçı kazanamama durumunda kötü günlerin geleceğini biliyordu. Zira memleket futbolunun kurgusundaki çarpıklıklar sebebiyle SüperLig’den 1. Lig’e düştüğü sene yükselemeyen nice kulüp, saplandığı borç batağından çıkamayıp amatör kümeye kadar gerilemişti. Eskişehir’in batağa sürüklenme süreci de final maçını penaltı atışları sonunda kaybedince başladı. Önce Halil Ünal istifa etti. Yaz başı yapılan olağanüstü genel kurulda aday çıkmadı. Kadrodaki tüm oyuncular alacaklarına karşı tek taraflı fesih hakkı elde etmişti. Bir kısmı bu haktan yararlanıp başka takımlarla sözleşme imzaladı. Süreci beklemeyi tercih edenler Erkan Zengin önderliğinde tesislerde buluşup sezon öncesi hazırlıklara başladı. Bir taraftan takım yöneticisiz ve teknik direktörsüz kendi kendine idman yaparken diğer taraftan da kongre süreci devam ediyordu. Halil Ünal ve Mesut Hoşcan yönetimlerinin yarattığı güvensizlik sebebiyle hiçbir kurumun Eskişehirspor’a maddi kaynak yaratmaya istekli olmadığı aşikârken ortaya Eskişehir Basket’in başkanı Sinan Özeçoğlu çıktı. Özeçoğlu ismi ve oluşturduğu liste şehirde heyecan yaratmıştı. Artık güven veren bir yönetim vardı ve ilk yapılması gereken şey transfer yasağı gelmeden acil olan dosyaları kapatmaktı. Ancak yeni yönetim göreve başladığında, Halil Ünal yönetiminin transfer yasağı cezasının kesinleştiğini kamuoyundan sakladığı ortaya çıktı. Eskişehirspor bir tek oyuncu bile transfer edemeyecekti. İşte peri masalı da bundan sonra yazılmaya başlandı.

Bir sezon önce Eskişehir forması giyen ve SüperLig’den ve TFF 1. Lig’den değişik takımlarla sözleşme imzalayan oyuncular teker teker Eskişehir’e dönmeye başladı. Sözleşmesini feshedip Eskişehir’e dönen her oyuncu taraftarı sevindirirken, omuzlarındaki sorumluluğu da arttırıyordu. Eskişehirliler artık bir futbolcu gereksiz bir hata yaparak takımının gol yemesine sebep olduğunda da, bomboş kaleye topu yuvarlamayı beceremediğinde de onu alkışlaması gerektiğini biliyordu. Neticede tüm sezon para almadan oynayan futbolcular, ekonomik sıkıntılar atlatılmadığı halde ihtiyaç hasıl olduğu için diğer sözleşmelerini ellerinin tersiyle itip Eskişehir’e geri dönmüşlerdi.

Takım tamamlandığında önceki sezon play off finali oynayan kadronun ilk onbirinden sadece 4 fire verilmişti. Kiralık olarak forma giyen Tarık Çamdal ve Hakan Cinemre valizleri hazır beklemelerine rağmen mevzuat müsaade etmediği için, Ruud Boffin ve Kamil Ahmet Çörekçi ise yeni kulüpleri izin vermediği için geri dönemediler.

Doğru düzgün hazırlık kampı yapamayan takım doğal olarak sezona da kötü başladı. Amigo Orhan’dan başlayıp Bando Es Es’e kadar birçok ilke imza atmış, tribün kültürü kavramının öncüsü Eskişehir halkı, bu sefer de kötü gün taraftarlığı dersine soyunmuştu. Maçların sonucu ne olursa olsun fedakârlık yapan oyuncu topluluğuna hiç tepki göstermediler. Hangi taraftar kendi evinde fark yiyen takımı tribüne çağırıp alkışlar ki? Kaos ve gerginlikten beslenenlerin ülkesinde Eskişehir taraftarları “mutlu tribün” yaratmayı başarmıştı. Zira artık forma ve şehir aşkına oynayan oyuncuları, dürüst ve şeffaf bir başkanları vardı. 3 puanı silinen, yaklaşık 30 milyon TL kaynak bulunamazsa 24 puanı daha silinecek olan takımın taraftarları adeta tüm dünyaya ders veriyordu. Üstelik yeni yönetim hesapları denetledikçe 100 milyon olduğu söylenen toplam borcun 200 milyonu geçtiği ortaya çıkmış ve Sinan Özeçoğlu’na kaynak yaratmak konusunda söz veren siyasetçi ve iş adamları ortadan kaybolmuştu. Ama bu gelişmeler bile Eskişehirsporluların mutluluğuna engel değildi. Tekrar yükselmek için bazen en dibe vurmak gerektiğini bilen taraftarlar kulübün başında Özeçoğlu gibi özü sözü bir, güvenilir ve vizyon sahibi bir başkan olduğu sürece amatör kümeye düşmeye bile razıydılar.

Ancak en kötüye bile razı olan Eskişehirlilerin çilesi bitmemişti. Sinan Özeçoğlu ve yönetim kurulu yalnız bırakıldıkları ve kendilerine verilen sözler tutulmadığı için olağanüstü genel kurul kararı aldılar. Genel kurulun ilkinde ne aday çıktı ne de Özeçoğlu geri adım attı. Eğer ertelenen kongrede yine aday çıkmazsa Eskişehirspor’u karanlık günler bekliyor. 29 Kasım Çarşamba günü gerçekleşecek olan genel kurulda eğer kulübe bir yönetim kurulu seçilemezse Dernekler Kanunu’na göre kulübe kayyum atanarak tasfiye süreci başlayacak.
İşte tüm bunlar yaşanırken Eskişehirspor bu pazar evinde Çaykur Rizespor’u konuk etti. Belki de 52 yıllık Eskişehirspor’un evinde oynadığı son müsabaka bu olacaktı. Maçtan iki gün önce idmana çıkmayarak Eskişehirspor’un durumuna dikkat çekmek isteyen oyuncular, başlama vuruşundan sonra bir dakika süreyle oyunu bırakıp tribünleri alkışladılar. Eskişehir tribünleri ise karşılık olarak takım kaptanı Erkan Zengin’in sosyal medyadan birkaç gün önce sözlerini paylaştığı şarkıyı söylüyordu; “devlerin aşkı büyük olur, ya kıyametler kopacak ya da dünya batacak, senden öyle ayrılacağız”. Eskişehir tribünleri maçın atmosferini bozmamaya özen göstererek yeri geldikçe kâh yeni besteleri olan “Yıktılar hayallerimizi, çaldılar geleceğimizi, her şey üst üste gelirken, var mı bizim gibi seven” tezahüratını söyleyerek kâh “EsEs’i satanı biz de satarız” ya da “Söz verip tutmayan şerefsizler utansın” diye bağırarak içinde bulundukları zor günlere tepkisini gösterdi. Ancak asıl duygusal anlar maç sona erdikten sonra yaşandı. Kazanmayı çok isteyen Eskişehirli oyuncular 88’de skoru eşitlemeyi başarmış ancak üç puanı getirecek golü atmaya muvaffak olamamıştı. Büyük bölümü bitiş düdüğü çalınca kendini yere bıraktı. Taraftarlar stadyumu terk etmeyip oyuncuları ısrarla tribüne çağırınca yerdeki oyuncular da ayağa kalkıp tribünleri selamlamaya gittiler. Taraftarlar “Paranız ödenir, hakkınız asla” ardından da “bizi bırakmayın beraber düşelim” diye tempo tutarken gözyaşlarına hakim olamayan futbolcular da vardı. Oradaki bir damla gözyaşında bile dünyanın bütün güzellikleri saklıydı, görebilene…

Çarşamba günü kongreden ne sonuç çıkar bilinmez ancak bir gerçek var ki Eskişehirsporlu taraftarlar ve oyuncular sadece kazanma endeksli bir futbol ikliminde dünyada eşine rastlanmayacak bir hikâye yazıyorlar. Kazanmak için her yolun mubah sayıldığı, suçlunun hep başkaları olduğu, başarı olmayınca tribünlerin de boş kaldığı bir futbol ülkesinde, kayıtsız şartsız armanın ve formanın peşinden koşanların hikâyesini... İnsanı insan yapan şeylerin iyilik ve güzellikte saklı olduğunun hikâyesini…