7 Ocak 2014 Salı

Borç Batağında 17 Hafta

70’lerde Abdullah Gegiç yönetiminde tamamı üniversite öğrencisi oyuncu topluluğu, Anadolu’dan çıkan ilk şampiyon olamasa da oligarşiye direnmenin mümkün olduğunu göstermişti. Yeni yönetim, o yıllara dönmek arzusuyla Ersun Yanal’ın yerine takımı şampiyonluk görmüş teknik direktöre emanet etti. Tribünlerin coşkusu Ertuğrul Sağlam tercihini şehrin de benimsediğini gösteriyordu. Ndiaye transferiyle Alper’in eksikliğini kapatan Sağlam, transfer yapmak yerine, Aytaç, Tarık, Erkut gibi gençleri takıma kazandırmayı tercih etti. Tarık ve Aytaç’ın performanslarını milli takım çalıştırıcısı Fatih Terim de ıskalamadı. Transferin son günlerinde bazı genç oyuncuların yanısıra Jorquera ve Erman’ı da renklerine katan Eskişehirspor, ligin tehlikeli takımlarından olmuştu. İlk yarı boyunca oynadıkları oyunla takdir toplayan Es-Es, üçüncü bölgede sorunlar yaşasa da son hafta yediği 4 gole rağmen ilk yarının en az gol yiyen takımı olmayı başardı.

Ara transfer döneminde forvet hattına yapılacak takviyelerle yoluna güçlenerek devam edeceği beklenen Kırmızı Şimşekler’de art arda iki şok yaşandı. Sözleşmesini uzatmaya yanaşmayan ve başka takımlarla görüşen oyunculardan önce Tarık sonra Veysel kadro dışı bırakıldı. İki ismin de takımdan ayrılacağına kesin gözüyle bakılıyor. Artık kadrosunu güçlendirmek Kırmızı Şimşekler için ikincil durumda. Öncelikli hedefleri iki onbir oyuncusunun yerini doldurmak. Ancak bu gereksinimin önündeki engel içinde bulundukları borç batağı. Yönetimin sezon başında anlaştığı bağımsız denetim şirketi, yaptığı inceleme sonucu geçtiğimiz hafta kulübün 99 Milyon TL borcu olduğunu açıkladı. Ara transfer döneminde oyuncu bulmanın zorlukları, yabancı oyuncu kısıtlamaları ve kulübün içinde bulunduğu mali durum bu renklere gönül verenleri transfer konusunda umutsuzluğa itiyor. Mevcut kadroda sakatlığını atlatan Dede yabancı sınırlamasına rağmen solbek için alternatif. Daha önce Serol, Diego ve Özgür Çek de bu bölgede denendi. Sağbek oynayabilecek oyuncular Sezgin ve Akaminko. Ancak Ertuğrul Sağlam göbekteki Akaminko - Diego uyumunu bozmayı tercih etmeyecektir.

Eskişehirspor, bütün olumsuzluklara rağmen taraftarından aldığı güçle, Avrupa hedefini iki kulvarda da sonuna kadar kovalayacaktır. Sezonun ilk 17 maçında sonuç ne olursa olsun desteğini esirgemeyen taraftarlarla ilgili tek eleştiri, hayatını “içinden Porsuk geçen şehirde” kaybeden Ali İsmail Korkmaz’ı hiç anmamış olmaları. Eskişehir tribünleri kozmopolit yapısı sebebiyle siyasetten hep uzak kalmıştır ancak insanlıktan asla!

07 Ocak 2014, soL Gazetesi

20 Kasım 2013 Çarşamba

Bugünkü Zafer’lerin Dünkü Kaptanı: Zafer Şahin

Zafer Şahin...
İsmi duyulmamış futbol efsanelerinden, Eskişehirspor’un yakın tarihte iz bırakan eski futbolcu. Süperlig’e yükselen takımın kupayı kaldıran kaptan. Eskişehir’in cefasını çekmiş emektarlardan. Taraftarın deyimiyle büyük kaptan… Tam beş yıl sonra Alanyaspor’la oynanan Türkiye Kupası maçında rakip takımın yardımcı antrenörü olarak Atatürk Stadı'nda... 
Aslen Malatyalı olan Zafer Şahin 1977’nin son günlerinde Ankara’da dünyaya geliyor. 18 yaşından itibaren kaptanlık yapması, parayı hayatında hep ikinci planda tutması, kolundaki Mustafa Kemal dövmesi, işçi emeklisi sosyal demokrat baba Kanber Bey’in çocuklarını belli değer yargılarıyla büyüttüğünün göstergesi.
Altındağ Belediyesi’nde futbola başlayan yetenekli genç hemen dikkat çekiyor, Ankaragücü Paf takımına alınıyor. Mudurnuspor’a kiralanan Zafer, takımın şampiyon olmasına büyük katkı sağlıyor ve Bursaspor’un dikkatini çekiyor. Abisiyle Bursa’ya imza atmaya giderken Cemal Aydın arıyor. Aklı karışınca babasına danışıyor. Evladından uzaklaşmak istemeyen baba “Gel gözümüzün önünde ol” diyor. Bursa’ya yarım saat kala Bözüyük’ten dönüyor ve Ankaragücü’ne imza atıyor. Cemal Aydın daha geç arasa belki Zafer Şahin adını herkes biliyor olacaktı.
Ankaragücü kamp sonrası onu yine kiralıyor. Bu sefer adresi Yeni Salihlispor. Yirmili yaşlarının başındaki Zafer, Salihli’de üç sezon geçiriyor. Kış ortasında Eskişehir deplasmanına geliyorlar. Isınmaya çıktıklarında sahada diz boyu kar var. İş makineleri sahayı temizlemeye çalışıyor. Tribünler bomboş. Soyunma odasına giriyorlar. Maçın tatil edileceğini beklerken yeniden sahaya çıkıyorlar. Lapa lapa yağan kara rağmen tribünlerin dolduğunu görünce hayranlığını gizleyemiyor: “Ben de böyle bir takımda oynamak istiyorum”.
Salihli’de oynadığı yıllarda hem Ersun Yanal hem Yılmaz Vural onu Denizli’ye istese de kulüpler anlaşamıyor. Sözleşmesinin bitimiyle Beylerbeyi’ne geçiyor. “Yaşım 26 oldu maceraya gerek yok” deyip Galatasaray kampına katılmıyor, dönemin yatırım yapan kulüplerinden Şanlıurfaspor’la anlaşıyor. Aynı dönemde babasının hastalığı baş gösterince Ankara’ya gidiyor. Urfa’ya gidip imza atmasına sayılı günler kala Halil Ünal arıyor. Hasta babasına yakın olmak için üçte bir fiyatına Eskişehirspor’u tercih ediyor.
Savunmaya alternatif alınan Zafer, hem formayı kapıyor hem de kısa sürede kaptanlığa yükseliyor. “Seni bu şehirde çok seviyorlar, kovmadıkları sürece ayrılma” diyen babasının ve yüreğinin sesini dinliyor; Siyah Kırmızı formayı giyerken Bank Asya ve Süperlig takımlarından gelen tüm teklifleri reddediyor. Eskişehir’e yerleşmeye karar veriyor ve ev alıyor.
Eskişehirspor’un Bank Asya’daki ilk sezonu. Takım iyi gitmiyor. Zafer, kadro derinliği olmadığından haftalardır sakat sakat oynuyor. Kritik Samsunspor maçının sabahı telefonu çalıyor, arayan ablası. Babasının durumu epeydir kötü olsa da her ölüm vakitsizdir. Yatakta hareketsiz kalıyor. Oda arkadaşı Kaleci Zafer uyanıp ne oldu diyene kadar ağlayamıyor da. Teknik direktörüne oynamak istediğini söylüyor. “Takımın bana ihtiyacı var, babam da oynamamı isterdi” diyor. Hocasından ve adaşından, takımın konsantrasyonu bozulmasın diye durumu saklamalarını istiyor. Bitiş düdüğüyle dizlerinin üzerine çöküyor. “Yönetim İstifa” sesleri, Zafer’in babasını kaybettiği anonsu yapılınca yerini sessizliğe bırakıyor. Ağlayarak soyunma odasına koşuyor. Ölümün bile yöneticiler tarafından kullanılmasına bu coğrafyada futbol gerçeği deniyor.
Dick Advocaat, oynatmadığı Van Hooijdonk’u neden milli takıma çağırdığı sorulduğunda, onun varlığı sadece saha içiyle sınırlı değil demişti. Ülkemizdeyse satış listesine ilk konulanlar Pierre’ler oluyor. Kemal Unakıtan’ın da desteğiyle üst üste transferler yapan Eskişehir’de Zafer satış listesine konuyor. Eş zamanlı Sergen transferi taraftarın öfkesini dindirmiyor, şehir ayağa kalkıyor. Taraftar zoruyla takımda kaldığından teknik direktör Metin Diyadin onu yedi hafta oynatmıyor. Oynamaya başlamasıyla toparlanma başlıyor. Sarılık geçirip ölümden dönüyor ama sezon sonunda yine takımının başında. Çünkü o doğuştan lider. Süperlig’e çıkınca başkan yeniden Halil Ünal oluyor. Kaptan, seçilmeden dört ay önce “Sana yapılanlar çok ayıp, sen bize babanın emanetisin” diyen Halil Ünal’ın odasından çıktığında hayatında ikinci defa gözyaşlarını tutamıyor. Kalbi kırık ama başı dik ayrılıyor Eskişehir’den.

Zafer’in Eskişehir’de bıraktığı iz onu tekrar Porsuk kenarına getirecek kadar kuvvetli. Bugünkü Zafer’lerin Dünkü Kaptanı, yarının Zafer’lerinde de rol alacaktır...

20 Kasım 2013 Çarşamba, soL Gazetesi

23 Ekim 2013 Çarşamba

Kalecilerin Haftası...

Es-Es'in Önü Açık
Erken ve kolay gol yemek sorunu üzerine milli arada çalıştığı belli olan Elazığspor taraftarının da desteğiyle maça iyi başladı. Ancak ilk yarının sonunda gelen penaltı golü ve ikinci yarının başında yediği golle hem seyirci desteğini hem de maçı kaybetti. Kadrosunda rotasyon yapan Kırmızı Şimşekler zor deplasmandan üç puan çıkartarak geçen haftaki Beşiktaş mağlubiyeti oyun olarak olmasa da puan olarak telafi etti. Gelecek hafta ağırlayacakları Rizespor’u da yenerlerse önleri açık...
Paşa'da Hedef Avrupa
Gençlerbirliği iyi başladığı ve 1-0 öne geçtiği maçta, ilk 10 dakikanın ardından rakibine tamamen teslim oldu. Maçın ardından Metin Diyadin’le yollarını ayıran Kırmızı-Kara’larda Mehmet Özdilek’in ismi geçiyor. Sadece teknik kadro değişikliği değil forvet başta olmak üzere ciddi takviyelere de ihtiyaçları var. Aksi halde ligimizin son başkent temsilcisi, İlhan Cavcav’ın geçen sezonun ardından teknik kadro ve oyuncu satışı konusundaki hatasını pahalıya ödeyebilir. Geçen hafta Kasımpaşalıların takımlarını niçin boykot ettiklerini yazmıştım. Yönetimin takımın gerçek taraftarları olan semt insanlarının gönlünü alıp onları kazanması gerekiyor. Gerçek taraftarın gücü ve mevcut kadroyla hedeflerine ulaşmak hem daha kolay hem daha anlamlı olacak.
Sneijder Farkı
Galatasaray adına sahada sadece iki güzel şey vardı; Sneijder ve Drogba... Dünya yıldızı ne demek izledikçe anlıyoruz. Bu hafta maç kazandırma sırası Hollandalı'daydı. Terim - Mancini geçişinde zor da olsa kazanmak onlar adına sevindirici olsa da kendi evlerinde 10 kişilik Karabük karşısında bu kadar zorlanmaları düşündürücü... Doğru taktik ve doğru oyunla Tolunay Kafkas ve futbolcuları şehirlerine puansız ama boyunları eğilmeden döndüler. “Böyle oynayın, kaybetseniz de olur” kontenjanı bu hafta onlarda...
Sivas Oynadı Ama...
Mustafa Reşit Akçay’ın Trabzon’da yaptığı ve yapmaya çalıştıklarını takdir ediyorum. “Yenemiyorsan yenilme” anlayışını da çok iyi oturttu. Ancak Trabzonspor’un hayatlarımızdan çaldığı 90 dakikaların suçlusu da aynı futbol felsefesi... Oynamaya çalışan takımın Sivasspor olup oynatmamaya çalışan takımın Trabzonspor olması garip değil mi? Maçın her anında gol atmayı daha çok isteyen ve deneyen Roberto Carlos’un Sivasspor’u bu hafta alkışı hak eden takımlardan.
Golcüler Sahnede
Haftanın bol gollü ve keyifli maçı şüphesiz ki Gaziantep'te oynandı. Futbolun adaleti bu sefer devreye girdi ve puanlar eşit paylaşıldı. Cenk Tosun ve Traore’ye o golleri bizlere izlettirdikleri için teşekkür etmek gerek. Ligimizin tescilli golcüleri Gekas ve Hasan Kabze’nin performansları Konya’ya puan getirdi.
Emenike ile Gelen Bahar
Fenerbahçe, uzatmanın uzatmasında bulduğu golle Kayseri’den üç puan çıkartmayı başardı. Kasımpaşa maçının ardından bu hafta da son saniye golüyle kazanmış olmaları fiziksel ve mental olarak ne kadar hazırlıklı olduklarının göstergesi. Fenerbahçe’nin Ersun Yanal mayası tutmuş gibi gözüküyor. Sezonun en çok para harcayan takımlarından Kayseri Erciyes’te Fuat Çapa, puan olarak da futbol olarak da planlarının gerisinde. Bu sezon ikinci kez kırmızı kart cezalısı duruma düşen Vleminckx, sahada olsaydı belki işler değişik olurdu. Yine de mazeretler üretmek sonuçları değiştirmiyor.
Antalyaspor Çıkışta
Lige çok kötü başlayan Antalyaspor Akhisar’ı  yenerek puanları üçer üçer toplamaya devam ediyor. Düşme hattından 9. sıraya kadar yükseldiler. Vederson, hızlı korner organizasyonuyla Antalyaspor adına ilk golünü attı. Golde hatası olan kaleci Oğuz daha sonra gösterdiği performansla hatasını fazlasıyla telafi etti. İkinci golü yememek için harcadığı bu çaba, takım arkadaşları beraberlik golünü atamayınca boşuna oldu.
90+ da 2 Gol
Üç haftadır gol yememeyi başaran Bursaspor, bu üç haftadan 7 puan çıkartarak toparlanmayı başardı. 90+4. dakikada 0-0 olan maçın 2-0 bitmesi futbolun niçin en sevilen oyun olduğunu göstergesi. Çünkü futbol tahmini en zor oyundur. Prosinecki maçtan sonra basın toplantısında “kaybetmeyi hak etmedik” demiş. Bu maç kaybetmeyi hak etmedikleri  beşinci maçları oldu. Güzel oyunu acilen puana dönüştüremezlerse en dipten çıkmaları kolay olmayacak. Hatalı karar rekoru kıran hakem Ali Palabıyık’ın en büyük hatası 90 dakika boyunca sadece iki kırmızı kart göstermek olabilir.
Beşiktaş Sessiz
Puan cetvelinde ikinci ve üçüncü sırada olan takımların karşılaşmasındaki futbol fakirliği ligimizin toplam kalitesi hakkında teyitli bilgi veriyor. Mücadelenin iyi futbolun kötü olduğu maçta Almedia net pozisyonları boşa harcayınca maç başladığı sonuçla bitti. Cezasını bu maçla dolduran Bilic’i artık saha kenarında ve basın toplantılarında görebileceğiz. Rıza Çalımbay bu beraberlikle teknik direktörlük kariyerinde eski takımından ilk puanını almayı başardı.

18 Ekim 2013 Cuma

Arma Sevdasına Rağmen...

Belediye desteğinin, Başbakan torpilinin olmadığı, stadın üstünün açık olduğu, beton tribünlerin çatlaklarında otların-çiçeklerin yetiştiği günlerden bahsediyoruz... Yani endüstriyel futbolun Kasımpaşa’ya henüz uğramadığı zamanlardan...  Semtlerinin takımının peşindeki futbol sevdalıları, maç öncesi buluşup şarkılar söyleyerek stadyuma gittikleri yerde, artık maçları televizyondan izliyorlar, ama yine hep beraber... Hayatlarının en büyük tutkusunu bir buçuk yıldır boykot eden “Arma Altı” taraftar grubunu tanıyor musunuz?
Çoğunluğu milliyetçi kökenli insanlardan oluşan kendi deyimleriyle Arma Altı Tayfası... “İnsanlık görevimiz” diyerek Gezi Direnişi’ne destek yürüyüşü yapan, depremin hemen ardından Van’a yardım yollayan, Güney Doğu’da okullara malzeme toplayıp yollayan, Kızılay’a kan bağışında bulunan bir sevdalılar topluluğu...

Ezber bozan bu taraftar grubu bir sabah uyandıklarında, takımlarının Ciner Grubu’na satıldığını öğreniyorlar. Daha nedenini nasılını anlamadan yeni yönetim icraatlarına başlıyor. Kulübün lisanslı güreşçisi Gazanfer Bilge’nin 1948 Londra Olimpiyatları’nda altın madalya (Spor tarihimizin ilk olimpiyat madalyasıdır) kazanmasının ardından bakanlar kurulu kararıyla Kasımpaşa kulübüne logolarında Türk bayrağı kullanımı hakkı veriliyor. Bu hakka sahip sadece üç spor kulübü var.

Kasımpaşa’nın kulüp tarihinden bihaber yeni başkanının “Kasımpaşa’da yapacaklarımızı Beşiktaş’ta yapamazdık. Beşiktaş’ın karışanı çok. Beşiktaş benim için aşk, Kasımpaşa iştir” diyerek ilk icraat olarak armayı değiştirmesi, amatör kümelerde bile takımının peşinden gitmiş, yiyecek bulamayan futbolculara, mahalleliden yemek taşımış cefakar taraftarları derinden yaralıyor. Kasımpaşa’nın gerçek sahipleri olan bu gençler, kimsesiz köyde çobanlık yapmaya çalışanlara engel olamasalar da onların koyunu olmamaya karar veriyorlar.


436 gündür takımına hasret olmanın ne büyük fedakarlık olduğunu, kalbinde sevgiye yer olmayanlar anlayamaz. Avrupa kupası maçı olursa diye sorduğumda, “Dostluğun temelini atanlar olmamıza rağmen Eskişehir maçına, ezeli rakibimiz Karagümrük’le oynanan kupa maçına gitmediysek Avrupa kupasına da gitmeyiz” derken çektikleri hasreti gözlerinden hissettim. Aynı şekilde “Biz tribünde olsaydık Fenerbahçe maçını alırdık” derken de... Aslında arma işin sembolü, asıl karşı oldukları şey, kulübün de ülkemiz gibi “ben yaptım oldu” zihniyetiyle yönetilmesi.

Bir buçuk yıldır verdikleri mücadelenin basına hiç yansımamış olmasından şikayetçiler. Ellerinde sadece onurları ve gururları olan bu insanlar, yine de karşılarındaki güce boyun eğmemekte kararlı. Sonuç alana kadar devam edeceklerini söylüyorlar. Sermaye gruplarının çeşitli nedenlerle futbola bulaşıp,  daha çeşitli çeşitli nedenlerle geri çekildiklerini Karagümrük ve Göztepe örneklerinde gördükleri için, kimin yolcu kimin hancı olduğunu da gayet iyi biliyorlar.


Dertleri yok sayılmak, sadece grup olarak yok sayılmalarından öte, kulübün 92 yıllık tarihinin yok sayılması... İstedikleri bir ufak özür ve armalarının geri getirilmesi. Arma değişimi mümkün olmasa bile kutsal saydıkları armanın onure edileceği alternatif çözümlere de açıklar. İngiliz felsefeci, Stephan Mumford Kasımpaşalılar için “İstanbul’da yaşayıp da üç büyük kulüpten birinin taraftarı olmamak çok özel bir şey olmalı” demişti. Ne acı ki, karşılarındaki zihniyet, özellikleri ve güzellikleri fark edebilecek durumda değil... 

16 Ekim 2013 Çarşamba, soL Gazetesi 

25 Eylül 2013 Çarşamba

Egemenlerin Kurguladığı Futbol

Akhisar Belediye ve Hamza Hamzaoğlu uyumu üçüncü galibiyetine ulaştı. Geçen sezon ligde tutunmayı zorlukla başaran Ege temsilcisi, bu istikrar sayesinde korku hattından uzak durmayı başaracak gibi gözüküyor. Gaziantepspor beş haftanın sonunda tek puanla en altta gittikçe yalnızlaşıyor. Karabükspor - Kayseri Erciyes müsabakası başladığı sonuçla sona erdi. Taraflardan herhangi biri duran toplardan ya da uzak mesafeli şutlardan sonuç alamayınca, düşük tempoda ve kontrollü oynayan iki takım gol atmadan birer puanı paylaştılar. Golsüz beraberliklere puan verilmemesi yeniden gündeme mi getirilse?
Yunan golcü Gekas’ın yeni takımı Torku Konyaspor, Gekas’ın sessiz kaldığı maçta, Gençlerbirliği’ni evine puansız yollayarak üç hafta sonra üç puan almayı başardı. Yaklaşık 20 dakika 10 kişi oynayan rakibine gol atmayı başaramayan Alkaralar, bu haftayı puansız kapattılar. Yıllardır hem yukarıdan hem aşağıdan uzak sezonlar geçiren Başkent temsilcisi, bu sezon aşağıya daha yakın gözüküyor. Roberto Carlos’un futbol oynamaya çabalayan takımı sahasında Kasımpaşa’ya tüm puanları kaptırdı. Oyun merkezini ileri taşıyıp rakibinin sahasına yerleşen ev sahibi takımımın geride bıraktığı büyük boşlukları çok güzel değerlendiren Şotagiller geçtiğimiz sezonun üzerine koymaya devam ediyor. İlk beş haftanın sonunda ekstra Avrupa vizesini almaya en yakın ekip onlar gibi duruyor.  
Zorlu fikstürünü başarılı şekilde atlatan ve görece rahat maçlara geçen Eskişehirspor, geçen hafta Sivas deplasmanında 10 kişi kaldıktan sonra direnememişti. Kırmızı Şimşekler bu hafta yine 10 kişi kaldıkları maçta oyuna sonradan giren Aytaç Kara’nın ilk Süper Lig golüyle kazanmayı başardılar. Hâlâ galibiyeti olmayan Antalya, korku hattındaki yerini sağlamlaştırdı. Önümüzdeki hafta Samet Aybaba’nın eski takımı Beşiktaş’ı ağırlayacaklar.
Ersun Yanal etkileri iyice belirginleşen Fenerbahçe, bu hafta sezona iyi başlayan takımlardan Elazığspor’u ağırladı ve yine farklı kazandı. Avrupa kupasından men cezası onandıktan sonra silkelenen Sarı Kanaryalar, ilk haftanın ardından oynadıkları tüm maçları kazandılar. Ersun Yanal’ın barış elini uzattığı Sow’un cevabı “hat-trick” oldu. Elazığspor için bu deplasmandan puan çıkartmak zaten büyük sürpriz olacaktı ancak farklı mağlubiyet,  ritmlerini bozma riski taşıyor.
Çaykur Rizespor çaylak sezonunda üçüncü sıraya kadar yükseldi. Sezon sonuna kadar ilk beşte kalmaları şimdilik hayal gibi gözükse de ligi korkudan uzak tamamlayacaklardır. Beşinci haftanın sonunda düşme hattına kadar gerileyen Bursaspor’un seri galibiyetler alarak örselenen özgüvenini onarması gerekiyor.
Memlekette düzgün giden tek şey Beşiktaş iken onu da karıştırmayı başardılar. Yaşananların ardından kırılan seyirci rekorunun da oynanan oyunun da önemi kalmadı. “Futbola siyaset bulaşmasın” diyenlerin kendi elleriyle kurdukları 1453 Kartalları’nın bulunduğu yerden ve yükselen tekbir seslerinin ardından olayların başlaması, ses kısma ve yayın kesme konusunda dünya lideri yayıncı kuruluşun olayları kesintisiz aktarması, spor savcılarının olimpiyat stadında hazır beklemesi, olayların hemen ardından hükümet kanadından konuya dair yetkili-yetkisiz kişilerin, sahaya girmek için Hezarfen misali uçması gereken Çarşı’yı suçlamaları, yaşananların kurgusal olduğunu düşündürüyor. Joseph Goebbels patentli taktiklerle yalan söylemeyi devlet geleneği haline getirenler sayesinde inandırıcılığını yitirmiş bir devlet örgütlenmesi ile karşı karşıyayız. Yaşananlara ilişkin hükümet, savcı, emniyet, yayıncı kuruluş ve TFF kanadından yapılacak açıklamaların da bu sebepten inandırıcılık sorunu olacaktır. Olayların faturasını “Çarşı”ya kesip onu itibarsızlaştırmaya çalışanlar ise başarılı olamayacaklar. Zira Çarşı’nın neler yapıp neler yapmayacağını Haziran’da herkes gördü.
Sezona beklentilerin altında başlayan iki takım Kayseri’de haftanın kapanış maçına çıktılar. Gol yememe üzerine kurgulu bir taktikle sahaya çıkan Trabzonspor, ikinci yarıda bir de gol bulunca hanesine üç puan yazarak altıncılığa kadar yükseldi. Bu üç puanın morali ile yukarılara tutunmayı başarabilirler. Kaybetmeyi hak etmeyen Kayserinin kazanmak için daha fazlasını yapması gerekiyor.
Usta’yı rahatsız edecek unsurları etkisiz hale getirme konularında fazla mesai yapan TFF ve yayıncı kuruluştan maç planlamaları konusunda da aynı hassasiyeti bekliyoruz. Hava sıcaklıklarının normale döndüğünü ve maçların artık gündüz de oynanabileceğini fark ederlerse tüm maçları izleyen sporseverleri maç kaydetme ve sonucunu bildikleri maçı izleme dertlerinden kurtarmış olacaklar.

25 Eylül 2013 Çarşamba, soL Gazetesi